Perşembe, Aralık 22, 2011

Yılbaşı

- Baba, niye bu sefer yılbaşı böyle oldu?
- Semih Dayın yılbaşı ağacı getirmiş. Onu koyduk salona, üstünü de süsledik.
- Tamam çok güzel oldu, ama neden buruk bir hava var?
- Selin kardeşinin daha iyi olmasını bekliyoruz, Ardacım.
- Anladım. Peki Noel Baba bu sene bize ne getirecek?
- Ne istiyorsun?
- Oyuncak araba...
- Ben de Barbie bebek babacımm.
- Keşke tüm mutluluklar Noel Baba'nın çuvalından çıksa, 2 oyuncak, 1 balon tüm yılı neşeli geçirmemize yetse... Keşke..
 - Öhhhöööö, harkk! Bişey mi dedin, baba?
- Oğlum yine mi? Bu kış ne güzel öksürüksüz geçiyordu. Off yaa.. (Bknz. geçen kış.)


Salı, Kasım 15, 2011

Kışa hazırlık


-Önümüz kış. Yapılacaklar listesini hazırladın mı, Ardacım?
- Hemen hemen bitti sayılır: Öksürük için ilaçlar, çaylar, buhurlar, yağlar, buhar makinasının bakımı, nem ölçme cihazının kalibrasonu vs.
- Hmmm! Sadece öksürük için önlem almışın, başka?
- Okula giderken giyilecek kaşkol, kışlık ayakkabı, palto..
- Başka?
- ....
- Başka bişey aklına gelmiyo mu?
- Yooo. Ben 10 ve Spiderman için yeni kışlık takımlar, teçhizat filan gerekebilir..
- Off Arda! Van depremi, kışın dışarıda kalan çocuklar, tüm bunlar için aklında hiçbişey yok mu?
- Olmaz olur mu? Sona sakladım, annem ile biz bütün hazırlıkları yaptık bile. Benim ve senin tüm açılmamış kışlıklarımızı Van'a göndereceğiz. Öhhöö, bir de senin bayram harçlıkların vardı ya...
- Eee!!!!
-Onları da gönderdik.
-Ehööe! Şey, burada şimdi bişey demiyim. Bi şu koltuğun arkasına gelsene, bişey düşmüş.

Salı, Kasım 01, 2011

Kimseler görmesin!

-Sinem Ablaaa!
-Efendim, Ece?
-Bişey diyecem...
-Söyle,
-Olmaz.
-Neden olmaz?
- İşte..
-Bak kızım, abinin doğum gününde uslu olman gerekiyor. Tamam mı?
-I-ıh.
-Anlaşıldı. Nerede sizin oyun odanız bakim?
- Oleyyy! Arda, Sinem ablayı kandırdım. Bizimle oynayacak birini bulduk sonunda. Oley.
- Yazık ya bu çocuklara!
- Sinem, bakma sen onların duygu sömürülerine, herkese aynı tribi yapıp kandırıyorlar.
- Ama, babaaaa!

Müteahit mi olacaksın Yüksek Mühendis mi?

Gökhan Amca,
Şimdi sen Ataköy'deki evden taşınmışın. Biz buna çok sevindik. Aşağıdaki yaşlı amcalara sesimiz gitmesin diye çok zorlanıyorduk. Kovalacama oynayamıyorduk, zıplamaca, hoplamaca heçbişey yapamıyorduk. Çok sevindik. Kudurma yaşına gelince insan böyle şeylere önem veriyor, anlatabildim mi?
Şimdi ise işler farklı. Yeni evinizde merdiven ve bahçe varmış. Bunlar bizim için olumlu şeyler.
Taşınmanıza yardım edemedik, kolileri açmak zevkli olacaktı ama olmadı. Olsun! Şimdi yanda maketini yaptığımız yeni ev dizaynını bulabilirsiniz. Yüksek teknoloji ve mühendislik gereken bu dizaynı evinize uygulamak istiyoruz. Özetle, çatıdan atılacak misketin evi dolaşarak bahçeye düşmesini modelize ettik. Beğenirseniz hemen arıtma tesisinden sorumlu Abdullah abiyle gelip kurarız. Hayırlı olsun. Afiyetle oturun.

Pazartesi, Ekim 17, 2011

1 yaş daha yaşlandık

Bu doğumgünüm ömrüm boyunca yaşadığım doğum günlerinin içinden en hasılatı bol olanıydı diyebilirim. Aşağıya envanter çıkardım. Ececim bak buraya yazıyorum haftaya 1 eksik çıkarsa bozuşuruz ona göre: 2 adet büyük boy Gormiti Lordu, 1 adet Türkçe konuşan Spiderman (Mart'tan beri istiyordum, nihayet insafa geldiler. Türkçe'si biraz Çin aksanlı ama olsun, ağa filan fırlatıyor.) Boya kalemleri, tekstil ürünleri, ropdöşambır (bu kelimeyi söyleyebileceğime ben bile inanmıyorum), 1 adet üstten misket koyup çeşitli yollardan geçerek aşağıda düşen mekanizma kurmaca oyuncağı, 62 adet balon (hepsini Sinem ve Serhat şişirmiş, avurtları kas yapmış, canlarımm.)
Ece'ye de nedense bir sürü oyuncak geldi. Barbiler, kalemler, pusetler, haute couture kıyafetler, birsürü bişey.
Hatta, bu sene de Şenay Yengem ile aynı güne denk geldi doğumgünüm. O yüzden 2 pasta var. Hepsini fotoda görüldüğü üzere ben üfledim. Ece yine ağladı.

Cuma, Ekim 14, 2011

Kavalcı köyün fareleri

Do minor çalıyoruz arkadaşlar. 1,2 1,2. Şimdi!
Düt dütürü düt...
Ece, lütfen Allegro, ritmi bozma. Bir daha arkadaşlar.
Düt düttttürü gıyk düt..
Eceeeeee! Do minor dedim Si'den başlıyorsun. Allegro diyorum Moderato çalıyorsun.
"Annneeee! Arda bana alegro diyo. Küstüm sana Arda. Pınarcım gel seninle Alibabayı çalalım. Adagio'dan gir bakalım..."
"Yengeee, Ece bana kötü söz söyledi.."
'Off Şehnaz, erken mi yazdırdık çocukları müzik dersine?'

Güneşli günler neşeli gülüşler

Pınar'ın kız kardeşi doğdu. Hepimiz çok sevindik. En çok da Pınar'ın bizimle birlikte 1 hafta boyunca kalıp hepbirlikte oyunlar oynamamıza sevindik. Ece yine yaramazlık yaptı ama Pınar artık abla olduğu için, Ece'ye kızmadı. Hepberaber parklara gittik, sahile gittik. Mustafa'nın yerinde gözleme yedik.
Amacacım, lütfeennn. Arada bir Pınar bizde kalsın. Olur mu?

  

Pazartesi, Ekim 03, 2011

Hacı Cavcav ve Aylık etkinlik takvimi

Efendim, Karagöz ve Hacivat Amcalar okulumuzu ziyaret ettiler. Babam gibi hergün traş olmadıkları için sakalları biraz uzamış. Bazı konuşmalarını anlayamadık. Osmanlıcaymış. Osman amca bizimle böyle konuşmuyor ama dedik. Anlaşamadık velhasıl kelam. (Karagöz'den öğrendim velhasıl kelam, hoşuma gitti.)

Bu ay Ece artık ağlamıyor okula giderken. Velhasıl kelam uslu bir kız oldu. (hımm, güzel!)

Kardeşimden bahsederken 2 kardeş daha gelecek bana. Kıdemli ağbi oluyorum velhasıl kelam. 2 kardeşiminde henüz ismi yok. Araştıyoruz. İnternet'te çok komik isim yorumları var. Birisi 'İsmim Ece, ismimden çok memnunum, keşke herkes kızına Ece ismi verse' demiş. Kendisini tebrik ediyorum, Ece Hanım, o zaman ben kardeşime kötü söz söylerken siz alınmaz mısınız, velhasıl kelam?!

Akıncılar

Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik

Haykırdı ak tolgalı beylerbeyi "ilerle"
Bir yaz günü geçtik tunadan kafilelerle.


Büyükçekmece vadisinden inip Mohaç ovasına doğru ileriyorduk. Adi Kral Layoş Budin kalesinden hepimize nanik yapıyordu. Dayanamadık, saldırdık. Yanımda İbrahim Paşa, Kevin ve Ben 10 yani 1013 atlı filan vardık.

Macaristan topraklarını fethettikten sonra Almedo'yla olan son kozumu da paylaşmak için İnsanoros canavarına dönüştüm. Ultimatrix'imin pili bitmiş. Ortalıkta Ben 10 canavarı olarak dolaşan birini görürseniz korkmayın.

Salı, Eylül 13, 2011

I have a dream!

Dün gece bir rüya gördüm. Anaokuluna başlamışım. Arda'da yanımdaymış. Oyun oynuyormuşuz. Sonra bir öğretmen gelip beni 'Hadi Ece'cim üst katta oyununa devam et' diyip Arda'dan ayırıyormuş. Ben ağlamaya başlıyormuşum, 'Annemi isterim, Annneeee' diye bağrıyormuşum.
Annem evden koşa koşa gelip beni sakinleştiriyormuş. Sonra hepberaber eve gidiyormuşuz. (Dün okullar açıldı, hayırlı olsun ilk gün böyle geçti, yarın bakalım ne olacak?)

Çarşamba, Ağustos 17, 2011

Ece'den İngilizce şarkı

video
Genelde internet hızı pek yüksek olmadığı için video koymuyorduk bloğa.

Ece'nin İngilizce seslendirdiği şarkısına dayanamadım. Buyrun!











Ne oldu? Yetmedi mi İngilizceniz?!

Cuma, Ağustos 12, 2011

Piyasalarda bugün


Dolar yükseldi! 1 Dolar ile artık 3 patlayan sakız alabilirsiniz. Altın tavan yaptı. Rekor üstüne rekor kırıyor. 1 gram altın ile 1 adet Türkçe konuşan Spirderman, 1 Gormiti (tüm kabile) ve 1 adet Ben Ten saati alabilirsiniz. Tüm oyuncakcı dükkanını indirirsiniz yani. Borsa düştü! Dizi uf olmuş. Doktor Ece ve Prof. Arda borsaya diz ameliyatı yaptı. Pansuman yaptık, kolonya sürdük. Borsaya geçmiş olsun. Bir sonraki piyasa haberlerinde buluşmak üzere. ( Bitti mi? Babacım, artık harçlıkları dolar olarak mı alacaz, paramız pul oldu da?)        

Salı, Ağustos 09, 2011

Vurucu Tim

Ben, Ben Ten. Benden on tane anlamına gelmiyor. İsim olarak Ben Ten. Eski zamanlardaki Ten Ten ile akrabalık ilişkisi var mı bilemiyorum.
Yanımdaki yardımcım Gweyn. Ben Ten'in kardeşi. Biz kötüler ile bundan böyle bu şekilde mücadele edeceğiz.
Yumruğu görüyorsunuz, 10 karınca gücündeymiş! (Babam öyle dediyse öyledir.)
Ya, bu gözlükleri aldık alalı heryer bir başka gözüküyor gözüme. Bi karanlık kaplıyor içimi. Puslu havada gidiyormuşum gibi geliyor. Bilemedim. Kafamı sağa sola çarpmamak için azami dikkat ediyorum. Cool zannediyorlar.

Perşembe, Ağustos 04, 2011

Üşüyorum öylese varım

Yaz gelince gazete eklerinde beachlerde kim kiminle oturmuş, denize girerken balıklama mı atlamış, dibe mi çakılmış, hangi ünlü Çeşme'yi birbirine katmış haberleri çıkıyor. Kimse, sıcaklarda çalışan tarla işçilerini, maden işçilerini düşünmüyor. Hatta, yazın üşüyen bir kesim insan var. Onları da düşünen yok. Mesela BEN! Sudan çıkınca, hamsi balığı gibi titriyorum. Dudaklarım morarıyo. Kimse beni düşünmüyor. Ben kendi kendime düşünüyorum. Öyle ise varım, titresem bile buradayım. 
  

Salı, Temmuz 12, 2011

Temmuz camdan baktırır..

Yaz en sonunda İstanbul'a geldi. Halen rüzgar Poyraz'dan esiyor ama olsun, 2 hafta sonra Ramazan.
Ece artık simitsiz yüzüyor, babamın omuzlarına çıkıp takla atarak suya düşüyor. Akrobatik hareketler ile kenardan suya dalışlar yapıyor. Ben fotoda görüldüğü gibi tedbiri elden bırakmıyorum. Mazallah! Önce kollukların havasını kontrol ediyorum. Sonra yeterli hava basıncı varsa takıyorum. Simide annem oturtuyor. Mazaallah! Kazayla ayağım kayıp düşebilirim. Simidin tam ortasına gelecek şekilde yerleştikten sonra annemin en fazla 1,5 metre uzağına açılıyorum. Ne olur ne olmaz, bir anlık gaflet, tövbe. Havuzun ortasına gitmiyorum, fazla hızlı da. Önüme biri çıkabilir... Bu havuz olayı çok keyifli bişey canım ama çocuklara dikkat etmek lazım.

Haziran Ayı etkinlik takvimi - 2

Haziran o kadar uzun bir aydı ki Temmuz'a daha geçemedik.
Dayım evlendi!
Senin hiç dayın evlendi mi Abidin? Sen hiç 2 dayını 2 yengeye kaptırdın mı? Sinem Yenge'de süper biri, Şenay'da süper. Ama gel bunu Ece'ye anlat.
Geçen gün Dayımlara akşam yemeğine gittik. Sinem döktürmüş. Bisürü sevdiğim yemekleri yapmış. Pilavına bayıldım. Sonra geldi Ece'nin yanında Serhat'a sarıldı. 'Serhat Dayı benim artık!' dedi. Amanınnn!
Ece, bir kaplan gibi Serhat'ın boynuna atlad.'İzin vermeseydim, gitme deseydim, önüne geçip dur deseydim' diye ağlamaya başladı. (Babam ve Oğlum'u seyretti geçenlerde hala etkisinde olabilir.)

Pazartesi, Temmuz 04, 2011

Haziran Ayı etkinlik takvimi -1

Haziran başında Darıca Hayvanat Bahçesi'ne gittik. Süper hayvanlar gördük. En çok şempazeler ile empati kurdum. Daldan dala Survivor Taner gibi atlayan bu canlılarda kendimi gördüm.
Yandaki kaplumbağa 1920'de doğmuş. Kendisine saygı gösterdik. Ağırbaşlı bir hayvan.
Zürafaları çok aradık. Bulamadık. En büyük hayvanı nasıl göremeyiz diye hayıflanırken bir binanın içine koymuşlar hayvan(cık)ları.
Aslan vardı bir de, en büyük kafes onundu. Kendini kral hissetsin diye herhalde.
Kartala da en yüksek kafesi yapmışlar. Bakarken başım döndü.
Ece nedense papağanlara bayıldı. Çenesi düşük hayvanlar...

Salı, Mayıs 24, 2011

Tavus kuşları

19 Mayıs kutlamalarını Röne Parkta yaptık. Tavus kuşları bizi görünce selamlamak için kanatlarını açtı. Pınar ve ben de onları selamladık. Ece tavşanları selamlayacağım dedi. Ağladı. Tavşanlar kaçtı, kuşlar da kaçtı, kaplumbağa kabuğunun içine saklandı.

Perşembe, Mayıs 12, 2011

Mayıs Ayı etkinlik takvimi

1 Mayısı bu sene kazasız belasız kutladık. Kafa göz dağılmadı. Kimsenin burnu bile kanamadı.

1 Mayıs'da çok sevdiğim ana okulumu bırakmak zorunda kaldım. Bağ bahçe beni bekler. Kapalı ortamlara gelemem dedim. Zaten bütün yıl boyunca okula giderken gözüme 'toz kaçtığı için!' ağlamaklı oluyordum. Artık sabahları neşe doluyum.

Fotodaki amca okula geldi. Gösteri yaptı. Ben tam arkasında burnumu tutuyorum. Bir kaza olmuş olabilir.

Ortopediste gittik. Ayağım düz basıyormuş. Ameliyat dedi. Annemle babamın biraz benzi attı. Başka doktora gittik. Ayağımın altına koyulacak mavi tabanlar verdi. Şık ama henüz denemedim.
Dermatoloğa gittik. Bunu beğendik. Hoş bir bayan. Tırnağımda mantar olabilirmiş. Kültür aldı. Kültürlü genç bir bayan.
Geçen ay da KBB'ye gitmiştik. Genizim alınmıştı. Bu doktor muhabetinden sıkıldım, bunaldım...
Eskiden ne güzelmiş! Bir doktor evdeki herkesin herbişeyine bakıyormuş, off ya!

Artık içimden geldiği gibi telafüz ediyorum kelimeleri. Yaşasın püskevit deyen zihneyet! Yaşasın 1 Mayıs. Uydu mu? Yok, karşı köşeye getti. Oluversin artık, ammaan.

Pazartesi, Mayıs 09, 2011

Bizi kapatmayın!!!

Babacım sesim geliyor mu?
tık tık tık!

Efendim!

Şimdi sen bunları ekrana yazıyorsun değil mi?

Evet.

Bizi kapattılar di mi babam? Bu yazdıklarını okuyamıyor di mi bi sürü insan?

Evet.

Peki Ağustos'ta ne olacak?

Herkes kapatılacak evladım. Belki ben bile artık bunları yazamıyor olacağım evladım..

Herkes mi? Hmm. Neden? Biz ne yaptık babacım?

Siz değil oğlum biz yaptık. Biraz büyüğünce anlatırım.

Anneler Günü kutlu olsun

Bugün süper bir gün. Anneler gününüz kutlu olsun hepinizin. Biz dört kardeş radikal kararlar aldık. Buyrun bakalım:
1- Yemek konusu artık sorun olmayacak.
2- Ağlamayacağız.
3- Anneye babaya kötü söz söylemek yok.
4- Birbirimize vurmayacağız, elden oyuncak almaca yok.
5- Ulumak da yok.
6- Ne isterseniz 'peki annecim' diye cevap vereceğiz. 'Hayır, bana ne!' demek yok.
7- Akşam 20.00 biz yatakta olacağız.

(babacım, bu elimize verdiğin kağıtta bişeyler yazıyo nedir bunlar. 1 var, 2 var 7 yazıyor. Diğerleri ne?)

(anneler günü hediyesi bu çocuğum, gidin verin bakalım. Çiçek alamadık, bari böyle gönüllerini alalım)

Pazartesi, Nisan 18, 2011

Kahramanlık hikayeleri -devam

Geçen gün Zorro'ya rastladım. Ata binmiş, gidiyor. "Delikanlı, bi bakar mısın?" dedim. "Nerelerdensin, birader? Buralarda senin gibiler barınamaz, bas git!" dedim.
"Ben uzak memleketlerden geldim. Yeniyim, sayın abim. Memleket hasreti çekiyorum zaten. N.D gibi kimselere de emanet edemedim güzel vatanı. Kaldı garibim tek başına. Bilir misin, Meksika'nın körfezi ve köftesi meşhurdur, sayın abim, bir de acı biberli melemeni."
Acıdım, kerataya "Bak bi, Nihat'ı ağızına bi daha alma. Kesmeyim kafanı..."
(Dur hele, şimdi oldu!) "Arda, bahçede kiminle konuşuyorsun oğlum?"
Babacım, yan bloğa yeni arkadaş taşınmış, onunla oyun oynuyoz.
(Demek Survivor'dan öğreniyor bu lafları, yakaladım.)
"Ardacım, böyle konuşursan bi sonraki elemede seni gönderirler."
"Neeee! Babacım lütfeeen, söyleme!" 
 

Süper Hiper Kahraman!

Yandaki fotoda kolaj, photoshop vs. kullanılmamıştır. Kötülerin düşmanı, iyilerin dostu Süper Hiper Kahraman Arda'nın yeni kahraman imajı budur. İmaj makerım Ece, artık tüm kostüm tasarımımdan sorumlu olacaktır.

Bu arada, hala öksürük ile mücadelemiz devam etmektedir. Ece de, dün gece yine ateşlendi. Bir fırsta bulup kalksak, tüm kötülere gününü göstereceğiz. "Onları ayaklarından asıp, burunlarına yumruk atacağım." (Gerçek sözler bunlar. Çocuk bir garip oldu bu aralar, kafa filan keserim diyor. Televizyonda Kurtlar Vadisi'ni de seyrettirmiyoruz. Callio, Miki Fare vs. böyle tipler değil. Anlayamadım.)   

Çarşamba, Mart 30, 2011

Geniz gider deniz kalır

Bu işe fena bozuluyorum babacım. 2 sene önce hastaneye gelmiştik. Bir ara bayılmışım. Sonra uyandığımda baktım pipimin yarısı yok. Sünnetmiş. "Hadi neyse" dedim.

Şimdi yine hastaneye geldik. Bir ilaç içirdiler. 'Ali Baba'nın çiftliği'ni Hicaz makamında okuduğumu hatırlıyorum. 70'lik rakı içmiş gibi çakırkeyif olmuşum. Yine bayıldım. Kalktığımda geniz etimi almışlar, bademcilerimi küçültmüşler.
Nedir bu? Benden çok mu sıkıldınız? Ufak ufak küçültüyorsunuz beni. Ordan burdan parça parça...
Tamam, bundan sonra yaramazlık yapmam, Ece'nin boğazını sıkmam. Ama siz de beni bi daha buralara getirmeyin.

Bu arada 9 bin TL fatura nedir? Bir yerlerde benden çıkan parçalar ile başka bir çocuk mu yapıyorlar? Yuh dedim. Ayıp kelime ama tutamadım içimde.

Pazartesi, Mart 28, 2011

Sağlık köşesi

Yarın sabah geniz etimi alacaklarmış cımbızla.
Sonra bol bol dondurma yiyecekmişim.
Kulaklarımdaki kelebekler gidecekmiş.
Sonra boyum uzayacakmış
Hadi hayırlısı...

Pazartesi, Mart 14, 2011

Doğum günü ve yasaklar

12 Mart 2011 tarihinde Pınar'ın 4. yaşını kutladık. Pamuk Prensesim, kendisine "Hürrem" diyenlere kulak asmadı.

O gün yine blogspot.com kapalıydı.

Siz bu bloğu okuduğunuzda zannedersem üzerinden epey vakit geçmiş olacak. Bahar gelecek, çiçekler açacak, güneş açacak belki bu site de ondan sonra açılacak.

Tüm siteyi kapatarak herkesi cezalandıran zihniyet, siz bunları okuduğunuzda yine başımızda olacak. Biz nerede olacağız, bilemiyorum. Doğumgünlerinde karamsar olmak istemiyorum. Güzel kızım, siz bunları okuyup anlayacağınız günler daha aydınlık olur inşallah.

Cuma, Şubat 25, 2011

Sağlıklı dişler mutlu gülüşler

- Bak kardeşim, önce diş fırçasına makül miktarda macun sürülür. Sonra önlerden arkaya doğru dairesel hareketler ile dişler fırçalanır. Arkalar fırçalanırken fırça yavaşça içten dışa kaydırılır.
-Yuttum!
- Neyi yuttun Ece?
- Macun çok güzel. Ben çilekli macunu çok severim. Çok tatlı bu macun....
- Tamam, tamam. Al bak bi daha sürdüm.
- Abi, ben bunu ekmeğe süreyem mi?
- Dur biraz da ben yalayım.
- Olmaz, o benim! Benim dedim..

Olmaya Devlet Cihanda bir nefes sıhhat gibi!

- Haşmetli padişahım, niyedir bu bitmek bilmez öksürük illeti? Nedir bunun ilacı, kara merhem mi sürsem böğürüme, Tylol hot mu içsem sıcak sıcak, bilemedim?
- Ey bre hatun, benden mi medet beklersin, gafil? Sarayın hekimi ben miyim? Ben miyim her derde deva bulacak olan? Memlükü Osmanlı'nın meseleleri bana yetmiz mi sanırsın?
- Öhhhhhö, haklısın sultanım, şifa Ya Rarasullah!
- Öhö, öhö!
- Geçmiş olsun abicim. Sen de kapmışın şifayı.
- Muhteşem Sülüman'ı seyrederken pencere açık kalmış. Gece öksüre öksüre bi hal oldum..
- Ben de. Ben de.
- Annneeee, su getir.

Salı, Şubat 01, 2011

Acaba ne yapsam?

07.00 Ece gözünü açar.
07.01 Anneeeee!
07.20 Annneeee!
07.45 Annneeee! çişim geldiii...
08.00 Alarm çalar, baba kalkar.
08.01 Arda kalkar, çişini yapar. "Baba, bugün okul var mı?" der. "Evet, oğlum, var" der baba. Arda ağlamaya başlar."Ben bugün okula gitmek istemiyorum, ama!"
08.10 Annneeee!
08.10.10" Anne kalkar, Arda'yı giydirir, Ece'yi tuvalete götürür, Arda'nın çantasını hazırlar, yüzünü yıkar, kapıdan uğurlar, camdan bakar. Yatağa tekrar yatar.
08.12 Anneeee!
08.13 Efendim kızım?
08.14 Çişim bitti.

Çarşamba, Ocak 26, 2011

Boza!!!

Eskiden kışın sokaktan bozacı geçerdi, akşamları ailecek içerdik. Yanına da soba üstü kestane.
Sonra marketlerde şık ambalajlarda kilosu 6 liradan filan satılmaya başladı. O vakit uyanamamıştım. Neydi bu gizemin altındaki sır?
Alî hükümetimetimiz, son alkol açılımıyla olayı aydınlatıverdi. Boza da da alkol varmış meğer! Yadigar boza o şık ambalajlarda alkollü içki muamelesi görecekmiş.
Birden sokağa düşmüş eski bir tanıdıkla karşılaşmış gibi geldi. Selam bile vermeye utanıp kafamızı çevirdiğimiz biri gibi.
O ruh haliyle çocuklara nar ayıkladım. Sonra suyunu sıktım. Tekrar gazetemi aldım elime. 2 sayfa sonra sağlık köşesinde ' Nar, Üzüm vs. sularında da alkol bulunmaktadır...' Gazeteyi atıp mutfağa koştum. Çocuklar bu haldeydi. Aman aman!
- Babajım, nar kaldı mı? Bi öpeyim.
- Git dedim, git. Nankörlerr!. Yazıklar olsun o sokak satıcısına, şıracıya, Vefasızlara...

Bir yaz hatırası

Bu hafta İstanbul'a kar bekleniyor. Hava puslu, soğuk ve pis. Akşam 7 olmadan yatsı okunuyor. Çocuklar sürekli hasta. Ya öksürüyorlar ya ateşleri çıkıyor.

Biraz yazı hatırlayım dedim. Bilgisayarda tatil anılarına bakarken yandaki fotoyu gördüm. Sonra yazdan da bunaldım. Bayıltıcı sıcak, güneş, esen rüzgarda yüze çarpan kum taneleri...

Arkada oltalı adamın halini görünce bugüne şükür ettim. Ece ve Arda'da bir garip duruyorlar. (Allah Allah, o gün dikkatimi çekmemiş.)

Perşembe, Ocak 13, 2011

Mutlu Yıllar Anneciğim!

Canım annemiz,
Bu mektubu yazdığımız gün sen 32 yaşını bitirmiş olacaksın. Bizler ise henüz doğumgünlerinin pasta, gazoz ve oyuncaktan ibaret olduğunu sandığımız yaşlardayız. Hatta Ece daha bile küçük. Ben Ece'nin abisiyim.
- Hayır Arda, ben senin ablanım.
- Ece mektubu bozma lütfen! Nerde kalmıştık. Evet..
Canım annemiz, sana hediye almayı isterdik ama bayram paralarını bulamıyoruz. (Bu konuyu başka bir gün konuşalım. Neyse.) Sana o yüzden hediye alamadık. Yandaki resmi çizip sana vermeyi planlıyorduk. Resimde solda gözlüklü olan babam, ortadaki de babam. Ece de babamı çizmiş. En sağdaki de herhalde o. Bilemedim.
Biz güzel resim yapasıya kadar babamı çizeceğiz. Güzel resim yapınca da hep seni. Seni çok seven yavruların.
- Ben demir kızım. Yavru değilim. Gümmm. Pat.
- Eceeee. Dur lütfen.
- Annneee, Arda bana vurdu.

Salı, Ocak 04, 2011

Nihayet sessizlik

Geçen ayki öksürük faciasından sonra yeni yıla güzel başladık. Geceleri çıt yok. Resmin ortasındaki cihaz soğuk buhar üfleyici. Hala başucumuzda, ne olur ne olmaz diye. Maşallah maşallah!
Işığı kapatıp sessizce çıkalım.